28 Nisan 2020 Salı

TEZHİP NEDİR, NASIL YAPILIR ?

Başta kültürel etkileşimlersosyoekonomik nedenler ve sanata, sanatçıya bakış açısı gibi temel faktörlerin etkisinde birçok farklı üslup ve tarzlarda ortaya çıkan ve kelime anlamı itibariyle ‘altınlamak’ anlamına gelen tezhip sanatı, belirli ölçülerle resmedilen İslami yazılar yani hüsn-i hat sanatıyla paralel olarak gelişmiş olup, el yazması kitapların giriş, yazı içi ve hatime bölümlerinde kullanılan ve Turfan kazıları ile Türkler’deki gelişiminin Uygur Türkleri’ne kadar dayandığı tespit edilen bir tezyini sanattır.

Tezhip sanatı, Hüsn-i Hat ile paralel olarak gelişen bir süsleme sanatıdır.
Tezhip sanatı, Hüsn-i Hat ile paralel olarak gelişen bir süsleme sanatıdır.

Tezyinat; bir nesnenin estetik görünüm kazandırılması amacıyla çeşitli teknikler kullanılarak güzelleştirilmesi olarak tanımlanabilir.

Tezhip Nedir ?

Bir önceki paragrafta yaptığımız detaylı tanımdan da görüleceği üzere tezhip bir süslüme sanatıdır ve bu süsleme sanatının kökenleri oldukça eskiye dayanır.
12. ve 13. yy.’larda Selçuklu Devleti eserlerinde karşılaştığımız tezhip sanatının Anadolu’daki gelişimine ilk ve en önemli katkıyı Selçuklu vermiş, öyle ki başkent Konya’da saraya bağlı müzehhiblerin hazırladığı eserler ‘Konya stili‘ üslubunun ortaya çıkmasını sağlamıştır. Müzehhib; tezhip sanatı çerçevesinde eser üreten sanatkarlara verilen addır.

Müzehhib, tezhip sanatını icra eden sanatkarlara verilen isimdir.
Müzehhip, tezhip sanatını icra eden sanatkarlara verilen isimdir.

Tezhip sanatının Anadolu’daki ilk evresinde geometrik motifler kullanılmıştır ve Selçuklu döneminde rastlanan eserlerin en belirgin tarzı, kelime anlamı itibariyle eğri motifler anlamına gelen münhanilerdir.
Selçuklu döneminde gelişimini devam ettiren tezhip sanatının ilk büyük atılımı; 15. yy.’ın ilk yarısında Fatih Sultan Mehmed idaresinde olmuştur. Herat ve Şiraz üsluplarının etkin olarak kullanıldığı bu dönemde ekol olarak nitelendirilebilecek eserler üretilmiştir.
Tezhip sanatında birçok farklı üslup bulunur.
Tabii sanatın Fatih Sultan Mehmed döneminde gelişim göstermesi tesadüfi bir durum değildir. Fatih, sanata ve sanatçıya verdiği önemi toplumun her kesiminde hissettirmiş, bu da tezhip sanatının büyük bir atılım yapmasına yardımcı olmuştur.
Tezhip'in Anadolu topraklarındaki gelişimi Selçuklu ile başlar.
Altın, lacivert ve mavi renklerinin ağırlıklı olarak kullanıldığı bu dönemde, tezhibin 16. yy.’dan itibaren vazgeçilmez tarzlarından biri olacak olan ‘halkari’ örneklerine rastlanmaya başlamıştır. Halkari; motiflerin uç bölgelerinde gölgelendirmek yapmak amacıyla altın ya da su bazlı boyaların kullanıldığı süsleme tekniğidir.
Fatih Sultan Mehmed döneminde altın, mavi ve lacivert tezhipte ağırlıklı olarak kullanılan renklerdir.
Fatih’in sarayındaki nakışhanenin baş nakkaşı Özbek asıllı Baba Nakkaş, tezhip sanatına o dönem damga vuran isimlerden biri olarak tarih sayfalarındaki yerini almıştır.
Tezhip sanatının gelişimi II. Bayezid döneminde de devam etmiş ve bu durumun iki nedeni olarak;
  • İran ve Tebriz’den gelerek saraydaki müzehhipler arasına katılan sanatkarlar.
  • Başta Şeyh Hamdullah gibi Türk hat sanatına yön veren isimlerin yetişebileceği ortamların mevcudiyeti.
verilebilir.
Tezhip sanatındaki motifler, diğer süsleme sanatlarına kıyasla daha küçük ve sadedir.
Yavuz Sultan Selim’in 1514’de Tebriz’e düzenlediği seferle paralel olarak bölgedeki sanatçıların İstanbul’a gelmesi ve birçok farklı tarzın da harmanlanması ile ortaya çıkan yeni ortam, tezhip sanatı başta olmak üzere Osmanlı’da sanatın gelişimine büyük katkı sağlamış ve yeni boyutlar kazanmasına yardımcı olmuştur.
Fatih ile başlayan ve Yavuz ile devam eden gelişim ortamı Kanuni Sultan Süleyman döneminde ivmelenmiş ve bu dönemde klasik motiflerin yanı sıra dönemin en önemli müzehhibi ‘Kara Memi‘ tarafından bitkisel motifler kullanılmıştır.

Kara Memi, tezhip sanatının önemli temsilcilerinden biridir.
Kara Memi, tezhip sanatının önemli temsilcilerinden biridir.

17. yy.’da klasik üslubun kullanımına devam edilmesine karşın Sultan Ahmed dönemine kadar duraklamaya giren tezhip sanatı, Sultan Ahmed ile tekrar canlanmış ve gelişimine önceki dönemlere kıyasla daha düşük bir ivmelenme ile olsa da devam etmiştir.
Sultan Ahmed’den sonraki dönemlerde kayda değer bir ekol oluşturulamamakla birlikte bu problem Cumhuriyet’in ilanından sonraki ilk yıllarda da devam etmiştir.

Muhsin Demironat, tezhibin en önemli temsilcilerindendir.
Muhsin Demironat’ın yetenekli ellerinden çıkan bir tezhip örneği.

Cumhuriyet döneminde tezhip ile ilgili ilk gelişmeler; 2 Kasım 1933’de Atatürk’ün ziyaret ettiği ve Muhsin Demironat’ın tezhip ile süslenen tabağını 500 TL gibi o dönem çok ciddi bir para ödeyerek satın aldığı Güzel Sanatlar Akademisi’nin sergisi yani Bahaeddin Tokatlıoğlu’nun büyük emekleri ile başlamıştır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün sanatsal faaliyetlerdeki gelişme üzerine yaptığı çalışmalar neticesinde Şark Tezyini Sanatları Mektebi, 1936 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’ne bağlanmış ve Türk Tezyini Sanatlar Şubesi adını almıştır.

Mihriban Sözer Keredin, Cumhuriyet döneminde tezhibin önemli temsilcilerinden biri olmuştur.
Mihriban Sözer Keredin, Cumhuriyet döneminde tezhibin önemli temsilcilerinden biri olmuştur.

Bu dönemde Muhsin DemironatMihriban Sözer KeredinFatma Rikkat Kunt ve Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver sanatın gelişimine katkı sağlayan başlıca isimlerdir.
Tezhip sanatı günümüzde de birçok önemli ismi bünyesinde barındırmakla birlikte halktan zaman zaman uzaklaşan bir sanat dalı olarak karşımıza çıkar.

Tezhip Nasıl Yapılır ?

Tezhip, hiç şüphesiz çok ince bir süsleme sanatıdır ve önceki paragraflarda da ifade edildiği gibi çeşitli üslup ve tarzlarda uygulanabilir. Dolayısıyla ‘Tezhip nasıl yapılır ?’ sorusuna tüm detaylarıyla yanıt vermek oldukça güç bir durumdur.
Genel hatlarıyla bakılacak olursa; müzehhip yani tezhip sanatçısının herhangi bir teknik işlem yapmadan önce hayal gücü, kültürel birikimi ve dünya görüşünü harmanlayarak ortaya bir motif koymalıdır.
Tezhibin özünü oluşturan ve eserin kıymetini belirlerken dikkate alınan önemli noktalardan birini oluşturan bu motif, tezhip edilecek nesne üzerine işlenirken birçok farklı teknik kullanılabilir.
Tam bu noktada; tezhipte kullanılan motiflerde genel hatlarıyla bahsetmek, sanatın derinliğini kavramamıza şüphesiz yardımcı olacaktır.

Tezhipte Kullanılan Motifler

Diğer süsleme sanatlarıyla kıyaslandığın daha sade ve küçük motiflerin kullanıldığı tezhipte, motifler en genel bakış açısıyla bitkisel kaynaklı (hatayi) ve hayvani olarak ikiye ayrılabilir.
Selçuklular ile Anadolu topraklarında belirgin bir şekilde görünür hale gelen tezhip sanatında ilk dönemde geometrik formlar kullanılırken zamanla hayvani ve bitkisel motiflere geçilmiştir.
Kanuni döneminin ünlü müzehhibi Kara Memi, çiçek açan ya da meyve veren ağaçlar gibi bitkisel motifleri işleyen ilk isimdir ve bu bakış açısı ile yeni bir üslup geliştirmiştir. Nitekim bu dönemde tezhip sanatının gelişimine en büyük katkıyı veren isimlerden biri de Kara Memi’dir.
Orta Asya ve İran’daki süslemelerde yoğun olarak rastlanan hayvani motifler, Osmanlı’da Kur’an yazıları ya da hadislerin süslenmesinde tercih edilmemiş, ağırlıklı olarak minyatür sanatında kullanılarak değerlendirilmiştir.
Hayvanın çeşitli uzuvlarının üsluba çekilmesi yani müzehhip tarafından yorumlanması ile ortaya çıkan bu motifler, ejder ya da ejder atı gibi Orta Asya’dan miras kalan hayali hayvanlara olabileceği gibi; ceylan, tavşan ya da aslan gibi gerçek hayvanlara da işaret edebilir.
Tam bu noktada Rumi motifine ayrı bir parantez açmamız gerekir. Kelime anlamı itibariyle ‘Anadoluyu’ ifade eden Rumi, Selçuklular döneminde kullanılmaya başlayan bir motiftir. Sarılma, üç iplik, hurdabağ, ayırma, hurda ve sencide olmak üzere kullanım yerine göre isimlendirilen Rumi motifleri, Türk sanatında oldukça önemli bir yere sahiptir ve sahip olduğu bu ağırlık merkezi dolayısıyla motif mi yoksa üslup mu olduğu zaman zaman uzmanlar tarafından tartışılan bir konudur.
Tezhipte önemli yer tutan motiflerden biri de buluttur. Bulut motifi, Orta Asya topluluklarında ejderha öfkesini temsil ederken Anadolu topraklarındaki sanatçılar buluta gökyüzü olarak daha naturalist bir açıdan yaklamış ve eserlerinde buluta bu bakış açısıyla yer vermişlerdir.
Zaman içinde değişen ve gelişen bulut motifi; desen içerisindeki yerine ve biçimine göre; serpme, nokta, ayırma ve yığma bulut olarak isimlendirilir.

Tezhip Hangi Aşamalar Sonucu Ortaya Çıkar ?

Motiflere genel hatlarıyla değindikten sonra tezhip için ihtiyaç duyduğumuz malzemelerden bahsetmek ve daha sonrasında tezhibin nasıl ortaya çıkacağıyla ilgili detaylara değinmek gerekir.
Tezhip için ihtiyaç duyulan malzemeler;
  • Tezhibin ana maddesi olan inceltilmiş altın.
  • Mühre : Kağıt ve zer olmak üzere iki çeşidi olan mühre, tezhipte kullanılan altının parlatılarak boya görünümünden çıkartılmasına yardımcı olur.
  • Fırça : Tezhipte kullanılacak fırça, tahrir, zemin ve altın fırçası olarak üçe ayrılır. Zemin fırçasının kalınlığı zeminin boyutlarına bağlı olarak değişirken tahrir fırçası çok ince uçlu olmalı fakat işlem esnasında kırılmamalıdır. Altın fırçası, altın sürme işleme esnasında kullanılacağından dolayı zemine bağlı seçilmesi gereken bir fırçadır.
  • Boya : Geçmiş dönemden farklı olarak günümüzde gouache, akrilik ve ecolin boyalar kullanılır.
  • İnce uçlu bir kalem.
  • Şap
  • Palet
  • Maket bıçağı
  • Cetvel ve gönye ekipmanı
  • İyi bir aydınlatma
olarak ifade edilebilir. Tabii müzehhibin tarzına ve ustalığına bağlı olarak bu malzemeler de değişkenlik gösterebilir.
Tezhip için ihtiyaç duyduğu tüm malzemeleri temin eden müzehhip, eğer inceltilmemişse ilk işse altın nesneyi incelterek başlar. Altının parşömen ve sığır bağırsağı arasında dövülmesi ile varak elde edilir.
Daha sonrasında ise müzehhip, teknik uygulamaya başlamada önce kağıt üzerine hazırladığı motifi ince uçlu bir iğne yardımıyla deler fakat bu delme işleminin sert bir zemin üzerinde yapılması, motife zarar verilmemesi açısından önemlidir.
Bu işlemden sonra müzehhibin motifi süsleyeceği bölgeye yerleştirmesi ve iğne yardımıyla deldiği noktaları yapışkan madde ile doldurması gerekir. Bu adımımızdan sonra ise motif kaldırıldır ve belirgin bir hal aldıktan sonra altın ya da boya kullanılarak doldurulur. Tüm bu işlemler sonucunda ise nesnemiz tezhip ile süslenmiş bir hale gelir.
Her ne kadar basit birkaç adım gibi gözükse de tezhip ustalık, yaratıcılık ve birikim isteyen bir sanattır. Günümüzde küresel ölçekte birçok temsilcisi olan tezhip sanatına olan ilgi her ne kadar yavaşlamış gibi görünse de gelenekler ve üsluplar yaşatılmakta, kültürümüzde önemli yer tutan süslüme sanatımız varlığına tüm büyüklüğüyle devam etmektedir.

Ebru Sanatı Nedir? Nasıl Yapılır? Tarihçesi Nedir?

Ebru Sanatı Nedir?

Ebru Sanatı Nedir?Kitre sayesinde yoğun hale getirilmiş suyun üzerine, özel olarak hazırlanmış boyalar aracılığıyla meydana getirilen desenlerin, kağıt üzerine nakledilmesi neticesinde yapılan bir süsleme sanatıdır. Görsel açıdan çok hoş renkler ve desenler meydana gelirken, evler için de çok değerli dekorasyon öğeleri oluşur. Ebru sanatında en önemli unsurlardan arasında; oda sıcaklığı, kullanılan boyaların ve fırçaların kalitesi yer almaktadır. Ebru tıpkı hat sanatı gibi boş zamanların değerlendirileceği, stresi azaltmaya yarayan bir hobidir.

Ebru Çeşitleri Nelerdir?

Ebru sanatının da kendi içerisinde farklı çeşitleri bulunmaktadır. Bunlar; tüm ebru çeşitlerini yapmadan önce uygulanan battal ebru, tekne kenarlarına zıt oluşturulan çizgilerden oluşan gelgit ebru, helezonik yuvarlaklar içeren bülbül yuvası ebru, uç kısımları kıvrımlı şal ebrusu, taraklı ebru, hatip ebrusu ve çiçek ebrudur. Günümüzün en önemli ebru sanatı icra edenler isimleri arasında Mustafa Düzgünman ardından gelen, Sacit ve Sami Okyay, Fuat Başar, Sabri Mandıracı, Sedat Altıngöz, İsmail Dündar ve Mahmut Peşteli bulunmaktadır.

Ebru Sanatı İçin Gerekli Malzemeler Nelerdir?

Ebru Sanatı İçin Gerekli Malzemeler Nelerdir?
Ebru sanatı ve çeşitleri hakkında kısaca bilgi verdikten sonra gelelim yapılışına. Bunun için öncelikle tüm malzemeleri eksiksiz bir şekilde temin etmemiz gerekiyor. En önemli nokta malzemelerin kaliteli olması. Ne kadar iyi malzeme kullanırsanız, yaptığınız çalışma o kadar güzel olacaktır. Ebru sanatı için gerekli malzemeler ise şöyle;
  • Kâğıt: Emici özelliği çok iyi olan ve parlak olmayan kâğıtlar kullanılmaktadır. Sıklıkla birinci kalite hamurlardan elde edilen kâğıtlar kullanılır.
  • Su: Kitre, boy tohumu, deniz kadayıfı ya da salep gibi suyun yoğunlaşmasında etkili olan doğal malzemeler ile hazırlanır. Su kireçsiz, dinlendirilmiş olmalıdır ama musluk suyu iyiyse o da olabilir. Eski dönemlerde yağmur suyu kullanılmıştır.
  • Toprak Boya: Sanatın icrası için kullanılan boyalar, topraktan hazırlanmıştır. Topraklar, ezilmiş, elekle elenmiş ve suda süzülmüştür. Böylece kullanıma hazır hale gelmiştir. Günümüzde ise ezilmeye hazır, toz boyalar kullanılmaktadır.
  • Öd: Sıklıkla büyükbaş hayvanların safra keselerinden yapılmaktadır. Kese delinir ve içindeki öd süzülür. Kapta toplanan öd, benmari usulü kaynatılan suyun içinde 20 dakika bekletilir. Oluşan köpükler kaşıkla alınır. Kalkan balığının ödü de ebru için uygundur. Günümüzde bunlar hazır olarak satılmaktadır.
  • At Kılı ya da Gül Dalı: Fırça yapımında kullanılmak üzere tercih edilen at kılları genellikle yaşça ilerlemiş atların kuyruklarından elde edilir. Ancak yele kılları da kullanıma uygundur. Fırçalarda gül dalının kullanılması, dalın esnek olması nedeniyle ve kolaylıkla küf tutmaması nedeniyledir.
  • Tekne: İçerisine su ile karıştırılmış kitre konulan kap.

Ebru Sanatı Nasıl Yapılır?

Ebru Sanatı Nasıl Yapılır?Ebru sanatını yapmak için ilk etapta yukarıda saydığımız malzemelerin hepsi eksiksiz bir şekilde temin edilmelidir. İlk işlem teknenin içi kitreli su ile doldurulur ve uygun kıvama ulaşılmaya çalışır. Burada ilk başlarda ebru sanatı yapan sanatçılardan yani işi bilenlerden yardım alabilirsiniz. Ancak ideal olan 2 litre su içerisine 2 çorba kaşığı kitre konmasıdır. Bu karışım 2 gün bekletilir ve sonrasında tülbent ile süzülür. Hazırladığınız bu karışımı bir kap içerisine koyup istenilen zamanda kullanılmak üzere bir kenarda saklayabilirsiniz.
Daha sonra toprak boya ile istenilen renk oluşturulur ve öd eklenerek karıştırılır. Bu işlem ise 15 gün ya da bir ay boyunca bekletmeye bırakılır. Bu kısımdan sonra ise asıl zevkli olan bölüme geçilir. Ebru sanatı yaparken bilinmesi gereken en önemli detay, kaliteli malzemeler kullanmak ve bir çalışmayı tek seferde yapma şansınızın olduğudur.
Gerekli malzemeleri hazırladıktan sonra önceden hazırlanmış olan kitreli su tekneye boşaltılır. Hangi renkler kullanılmak isteniyorsa fırça yardımıyla suya damlatılır. Her fırça damlasında renklerin suda farklı bir şekil oluşturacaktır. Son olarak kağıt teknenin üzerine örtülür ve tek seferde çekilerek kurumaya bırakılır.

Ebru Sanatının Tarihçesi

Ebru Sanatının TarihçesiBu sanatın temel olarak hangi ülkede ortaya çıktığı net olarak bilinmemektedir. Bunun yanında doğu ülkelerinde süsleme amaçlı yapıldığı düşünülmektedir. Çeşitli İran kaynaklarında, Hindistan topraklarında meydana çıktığı belirtilmiştir. Diğer kaynaklara göre ise Türkistan’da Buhara kentinde ortaya çıkmış olduğu ve İran aracılığıyla Osmanlı'da tanındığı belirtilmiştir. Batıda ebru için Türk kâğıdı ve mermer kâğıdı gibi adlandırılmalar kullanılmaktadır.
Ebru sanatının köklerinin 9. ve 10. yüzyıllara kadar gittiği varsayılır. Ancak düşünüldüğünde aslında kâğıdın bulunmasıyla beraber sanatın geliştiği anlaşılabilir. Türkistan topraklarında 16. yüzyıl başlarında İpek Yolu aracılığıyla İran’a ulaşması esnasında ebri olarak adlandırılan sanat, görünümüyle bulut kümelerine benzer şekiller ihtiva ettiğinden buluta nispet anlamına gelen bu Farsça kelime doğru adlandırılma özelliği taşır.

21 Nisan 2020 Salı

3DS MAX FİGÜR ÖRNEKLERİ


3DS MAX FİGÜR ÖRNEKLERİ


Master PDF Editör

Master PDF Editör 

DOWNLOAD LİNK 

3DS MAX VRAY KAMERA AYARLARI

3DS MAX VRAY KAMERA AYARLARI


 DOSYA 1      vray physical camera.max

DOSYA 2     vpc_v1_009.max

DOSYA 3     vpc_v1_009.vrmesh

İSG İş Sağlığı ve Güvenliği Hap Notlar



İSG İş Sağlığı ve Güvenliği Hap Notlar

DOWNLOAD LİNK 

Mimari Yönetmelik ve Mevzuatlar

Mimari Yönetmelik ve Mevzuatlar

Önemli Antik Kentler

Önemli Antik Kentler

Antik kent planları ve mimari özellikleri
Bu örnekler yerleşik hayata geçilmesiyle, hatta basit köy yaşantısının ötesinde karmaşık birer mekan örgütlenmesinin ilk örneklerinin ortaya konduğu kentlerin inşa edilmesiyle birlikte uygarlığın doğmaya başladığını bize anlatıyor. Antik Kentler, hem ortaya çıkmış olan ilk yerleşimlerin, hem de daha sonraki dönemlerin Yunan ve Roma Uygarlıklarına ait yerleşimlerin mimari ve planlama ilkelerini oldukça detaylı bir şekilde inceliyor.
image
Magnesia ad Meandrum:Magnesia ad Meandrum, Aydin Ili, Germencik Ilçesi Ortaklar Bucagina bagli Tekin Köy sinirlari içinde Ortaklar-Söke karayolu üzerinde yer almaktadir.
image
Magnesia'da ilk kazilar kisa süreli bazi arastirmalardan sonra 1891 yilinda Berlin Müzesi adina Carl Humann tarafindan yapilmistir. 21 ay süren bu kazilarda tiyatro, Artemis tapinagi ve sunagi, Agora, Zeus tapinagi ve Prytaneion kismen ya da tamamen ortaya çikarilmistir. 1893 yilinda sona eren kazilardan yaklasik 100 yil sonra kazilara 1984 yilinda Kültür Bakanligi ve Ankara Üniversitesi adina yeniden baslanmistir.
Kent, kurulusunun anlatildigi efsaneye ve antik kaynaklara göre Thessalia'dan gelen ve Magnetler olarak isimlendirilen bir kavim tarafindan kurulmustur. Magnetler, M.Ö. 400 yillarinda kenti bugünkü yerinde, Gümüsçay'in yaninda yeniden kurmuslardir. Helenistik Dönemde önce Seleukos, ardindan Bergama Kralligi'nin hakimiyetine giren Magnesia, Roma Döneminde önemini korumus, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmustur.
Magnesia'nin zamanimizdaki ünü, antik dönem mimari Hermogenes'ten kaynaklanmaktadir. Antik Dönem yazari mimar Vitruvius Hermogenes’in oktagonal pseudodipteros tapinak plânini uygulayan ilk mimar oldugunu ve Hermogenes'in bas yapitinin Magnesia'daki Artemis Leukophryene tapinagi oldugunu söyler. Tapinak, Ion düzeninde 8 x 15 sütunlu olup 67,50 x 40 metreyi bulan boyutlariyla Anadolu'nun 4. büyük tapinagidir. Tapinagin önünde “U” formlu plâniyla bir sunak bulunmaktadir. 100 yil önceki kazilardan sonra yeniden toprakla örtülen diger yapilarin basinda Agora ve Zeus tapinagi gelmektedir. 26.000 m² lik boyutu ile döneminin en büyük çarsilari arasinda yer alan agoradaki Zeus tapinaginin cephesi bugün Berlin Bergama Müzesinde sergilenmektedir. Magnesia'da bugün görülebilen diger yapilar Roma Imparatorluk dönemi ve daha sonralarina aittir. Gymnasion, Hamam, Tiyatro ile Artemision arasinda yer alan Odeion, 25.000 kisilik Stadion, Theatron olarak adlandirilan, tiyatro plânli bitmemis bir yapi, Çarsi Bazilikasi, Latrina, Propylon ve Artemisionu da çevreleyen Bizans suru Magnesia'da bilinen diger yapilardir. 15. yüzyila ait enine plânli Çerkez Musa Camii ise ören yerinin tek Islâmî yapisidir.
Alinda:Aydin İline bagli, Karpuzlu İlçesi  üzerinde yer alan Alinda, önemli Karia kentlerinden biridir.
image
Hekatomnos'un kizi olan Ada, kardesi Pixodaros tarafindan Halikarnassos'tan kovulunca M.Ö. 340'ta Alinda'ya çekilmis ve bu sehri kendisine baskent yapmistir.
Alinda'da bugün de ayakta kalan en önemli yapi Agoradir. Akropolün güney-bati eteginde Tiyatro yer alir. Akropolde yalniz plâni belli olacak durumda iki adet tapinak temeli yer almaktadir. Görkemli sur duvarlarinin Ada döneminde yapildigi sanilmaktadir. Karpuzlu'nun evleri arasinda Karia tipi lâhitler, Alinda nekropolünün sehrin güney eteginde yogunlastiginin belgesidir.
Euromos:
Söke -Milas karayolu üzerindedir.
image
1970'li yillarda Türk uzmanlar tarafindan kazi ve onarim çalismalari baslatilmis ancak bitirilmeden etkinliklere son verilmistir.
Euromos M.Ö. 2. yüzyildan itibaren eski belgelerde yer almaktadir. En önemli yapisi M.S. 2. yüzyilin ilk yarisinda insa edildigi sanilan Zeus Tapinagi’dir.
Nysa:
Aydin iline bagli Sultanhisar ilçe merkezi sinirlari içinde yer alir.
image
1820-1840 yillarinda çesitli yabanci gezginler Nysa'ya gelmisler ve arastirmalar yapmislardir. 1900'lü yillarin basinda Alman uzmanlar agora, tiyatro ve stadyumda, 1960'li ve 1980'li yillarda ise Izmir ve Aydin Müzeleri tarafindan tiyatroda mevzi kazi çalismalari yürütülmüstür. 1990 yilindan itibaren Ankara Üniversitesi uzmanlari tarafindan kazi ve onarim çalismalari sürdürülmektedir.
Kent ile ilgili en önemli bilgileri yasaminin büyük bölümünü Nysa'da geçiren Strabon'dan almaktayiz. Strabon kentin iki bölümden olustugunu anlatmaktadir. Kent olasilikla M.Ö. 3. yüzyilin ilk yarisinda Antiochos I tarafindan kurulmustur. Nysa Romalilar yönetiminde sikke bastirmis ve Imparatorluk çaginda çok gelismistir. Kent Bizans döneminde de iskân görmüstür.
Sehri ikiye bölen sel yataginin batisinda 70x165 m. boyutlarinda Roma çaginda yapilmis gymnasion yer almaktadir. Sel yataginin üzerinde bir bölümü son yillarda yapilan kazilarla açiga çikartilmis olan 44x192 m. boyutlarinda stadion yer alir. Kuzeyde Bizans yapi kalintisi ve ve Roma çaginda yapilmis ve Anadolu’daki en iyi korunmus kütüphane yapisi bulunur. Kütüphanenin kuzeyinde ise sahne binasinda görülen kabartmalariyla ayri bir öneme sahip olan tiyatro konumlanmistir. Sel yataginin dogusunda ise odeon ve M.S. 2. yüzyilin 2. yarisinda yapilmis ve günümüze degin çok iyi korunarak gelmis bouleuterion yer aliyor. Dikdörtgen bir plâna sahip agoranin bir stoasi, son yillarda yapilan kazilarla gün isigina çikartilmistir. Sehrin nekropolü batida ufak bir yerlesme yeri olan Akharaka yolu üzerinde bulunmaktadir.  
Alacahöyük: Alacahöyük, Çorum'un 45 km. güneyinde, Alaca ilçesinin 17 km. kuzeybatisinda yer almaktadir.
image
Höyük, bilim alemine ilk kez 1835 yilinda W.C. Hamilton tarafindan tanitilmis, 1861 yilinda G. Perrot höyüge gelmis ve kapinin sag ve solundaki dört köse kulenin plâni ile orthostatlardan birini açiga çikarmis, 1893 yilinda ise E. Chantre sfenkslerin arasindaki dört köse dehlizi ve onun gerisindeki ikinci kapiyi ve kapinin sövelerini ortaya çikarmistir. Daha sonra 1906 yilindan beri Bogazköy'de çalisan H. Winckler, Makridi Bey ve Istanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü Halil Ethem Bey'in teklifi üzerine Höyük'te arastirma yapmaya karar vermislerdir. Höyükte gerçek anlamda ilk sistemli kazilar, Cumhuriyet Döneminde Atatürk tarafindan baslatilmis ve 1983 yilina kadar sürdürülmüstür. Bu tarihten itibaren ara verilen kazilara Ankara Üniversitesi uzmanlari tarafindan 1997 yilinda tekrar baslanmistir.
Yapilan arastirma ve kazilar sonucunda Kalkolitik Çagdan günümüze kadar kesintisiz olarak iskâna sahne olan höyükte 4 kültür kati tespit edilmistir. Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit ve Frig dönemlerini kapsayan bu katlar kendi aralarinda 15 ayri mimarî tabakaya ayrilmaktadir. Buna göre; Kalkolitik Çag (M.Ö. 4000-3000) ana toprak üzerine 15-9 tabakada; Eski Tunç Çagi (M.Ö. 3000-2000) 8-5 tabakada; Hitit Çagi (M.Ö. 1800-1200) 4-2 tabakada; Frig Çagi (M.Ö. 750'den itibaren) 1. tabakada yer almaktadir. Alacahöyük'ün su an görülebilir kismini olusturan Hitit tabakalari üç yapi katindan olusmaktadir. Bu dönemde, 250 m. çapinda daireye yakin sekildeki höyügün kenarinda bir savunma sistemi olusturulmus olup, savunma sistemi üzerinde sehre girisi saglayan iki ana kapinin varligi tespit edilmistir. Bunlardan biri güneydogudaki sfenksli kapi, digeri höyügün batisindaki kapidir.
Efes:
Izmir ili Selçuk ilçesi sinirlari içindedir.
image
Kazi ve onarim çalismalarini sürdüren Avusturyalilarin Efes'teki kazilari ilk olarak 1895 yilinda Otto Benndorf tarafindan baslatilmistir. Avusturya Arkeoloji Enstitüsünün 1. ve 2. Dünya Savaslari sirasinda kesintiye ugrayan çalismalari 1954 yilindan sonra araliksiz devam etmistir. Efes'te Avusturya Arkeoloji Enstitüsünün çalismalarinin yani sira 1954 yilindan itibaren Efes Müzesi de Kültür Bakanligi adina kazi, restorasyon ve düzenleme çalismalarini sürdürmektedir.
Antik Efes kentinin ilk kurulusu M.Ö. 6000 yillarina, Neolitik Döneme kadar inmektedir. M.Ö. 1050 yillarinda Yunanistan'dan gelen göçmenlerin de yasamaya basladigi liman kenti Efes, M.Ö. 560 yilinda Artemis Tapinagi çevresine tasinmistir. Bugünkü kent ise, Büyük Iskender'in generallerinden Lysimakhos tarafindan M.Ö. 300 yillarinda kurulmustur. Helenistik ve Roma çaglarinda en görkemli dönemlerini yasayan Efes, Asya eyaletinin baskenti ve en büyük liman kenti olarak 200.000 kisilik nüfusa sahipti. Anadolu'nun eski anatanriça (Kybele) gelenegine dayali Artemis kültünün en büyük tapinagi da Efes'te yer alir. Bu tapinak dünyanin yedi harikasindan biri olarak kabul edilir.
Efes’in diger önemli yapilari arasinda Vedius Gymnasionu, Stadion (M.S. 60), Liman Hamami (M.S. 1. yüzyil 2. yarisi), Limana ulasan Arkadiane, Efes’in en görkemli yapisi olan ve 24.000 kisilik kapasitesi bulunan Tiyatro, 1980’li yillarda tümüyle onarilan Celsus Kitapligi (M.S. 110), Ticari Agora, Skolastika Hamamlari, Serapis Tapinagi, Trajan Çesmesi, Hadrian Tapinagi, Domitian Tapinagi, Devlet Agorasi ve Odeon bulunmaktadir. Efes’in bir diger özelligi, Roma çagina ait olan yamaç evlerdir. Döneminin konut dokusunu ve mimarîsini tüm özellikleriyle veren bu yapilar ayrica fresk ve mozaikleri ile de ünlüdür. Teras evlerin bir bölümü 1990’li yillarin sonunda Avusturyali uzmanlar tarafindan tasarlanan çagdas bir üst örtüyle koruma altina alinmistir.
Priene:
Aydin ili Güllübahçe beldesi yakinindadir.
image
Priene’de Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafindan kazi ve arastirma çalismalari yürütülmektedir. Varligi M.Ö. 2. bin yilina kadar uzanan sehrin ilk kurulusu hakkindaki bilgilerimiz hâlen varsayimlara dayanmaktadir. Helenistik dönem boyunca sehir Ptolemaic ve Seleucid Kralliklarinin ve Pergamum Kralligi’nin yönetimi altina girdi. M.Ö. 133’de Pergamum Krali II. Attalus’un ölümünden sonra topraklari kendi istegiyle Roma’ya eklendi ve böylelikle Priene Roma egemenligine altina girdi. Bizans döneminde sehir piskoposluktu. Bulgular Imparatorlugun çöküsüne kadar yerlesimin devam ettigini kanitlamaktadir. Bu dönemin sonunda ise, Priene tamamen terk edilmistir.
Priene eski sehir plânlamaciliginin en güzel örnegidir. Sehir, Miletli mimar Hippodamus tarafindan gelistirilen “grid sistemi” ile insa edilmistir. Genellikle 3,5 metre genislikte olan sehrin yan sokaklari arazinin egimli olmasi sebebiyle merdivenlidir. Resmi ve halka açik diger binalar çogunlukla bir blogun tamamini kapsamaktadir ve sehir merkezinde yer alir. Bunlar arasinda oldukça korunmus olarak günümüze kadar gelen Athena Tapinagi (M.Ö. 4. yüzyil), Tiyatro, Agora, Zeus Olympos Tapinagi, Bouleuterion (M.Ö. 150), 2 Gymnasion ve Demeter kutsal alani bulunmaktadir. Sehrin, biri batida diger ikisi doguda olmak üzere üç kapisi vardir. Priene’nin ana giris kapisi olan “Dogu Kapisi”, tasli kaldirimdan yapilmis uzun bir yokus yoldan sonra ulasilabilen Tiyatro sokaginin kuzey dogusunda yer alir.
Miletus (Milet): Milet, Aydin ili, Söke ilçesi sinirlari içerisinde Söke’ye 30 km. uzaklikta ve Akköy yakinlarindadir.
image
Milet’te ilk kazilar 1899’da Th. Wiegand tarafindan baslatilmis ve 1938’e kadar devam etmistir. Ikinci Dünya Savasindan sonra tekrar baslatilan çalismalar hâlen kazi ve onarimlarlarla Alman uzmanlar tarafindan sürdürülmektedir.
M.Ö. 38’de sehir, Roma imparatorlarinin özel ilgisiyle özerkligini elde etti. Böylece Milet Iyon sehirleri arasinda metropol düzeyine ulasti. M.S. 3. yüzyildan baslayarak, bu parlak dönem yavas yavas kötüye gitmeye basladi. Sehir, limanlar alüvyonla doldukça, etrafi batakliga döndükçe ve sitma tehlikeli boyutlara ulastikça terk edilmeye baslandi. Bizans döneminde, sehrin sinirlari oldukça daralmisti ve binalar tiyatronun çevresinde toplanmisti. Duvarlar yeniden insa edildi ve bazi binalar restore edildi. M.S. 6. yüzyilda ilerlemek için yapilan çabalar ise uzun sürmedi.
Milet kurulusunda bir liman kenti olmakla beraber, Büyük Menderes nehrinin getirdigi alüvyonlarla liman dolduruldugu için bugün denizden içeride bulunmaktadir. Kentte izgara plân uygulanmis ve yapilar bu plânin öngördügü biçimde konumlanmislardir. Kentte bulunan yapilar arasinda 15.000 kisilik kapasitesi olan ve son yillarda onarilmaya baslanan Roma çagi yapisi Tiyatro, M.S. 1. yüzyilda insa edilmis Roma Hamamlari, ana dini merkez olan Delphinion, Kuzey Agora, M.S. 1. yüzyila ait Ionik Stoa, Capito hamamlari, Gymnasium, 2. yüzyilda insa edilen Bouleterion, 164x196 m. boyutlarindaki Güney Agora, M.S. 2. yüzyilda yapilan Faustina Hamami önem kazanir.
Didyma (Didim):Aydin ilinin Söke ilçesi, Yeni Hisar köyü sinirlari içerisinde yeralan Didyma, Apollon Tapinagi ile ünlüdür.
image
Didyma’daki ilk kazilar 1858’de Ingilizler tarafindan Newton’un baskanliginda yapilmis. 1905’te Th. Weigand yönetiminde baslatilan kazilar sistemli temellere dayandirilarak 1937’ye kadar sürdürülmüstür. Bu dönemde tapinagin büyük bir kismi ortaya çikmistir. Kazi ve arastirma çalismalari Alman uzmanlar tarafindan hâlen sürdürülmektedir.
Didymaion, Miletus’a bagli bir kâhinin ikamet yeri ve mabet olarak bilinir. Son kazilardan Didyma’nin sadece bir kâhinin ikametgâhi degil, ayni zamanda yogun bir yerlesim yeri oldugu da anlasilmistir. Arkaik tapinagin yapimina M.Ö. 6. yüzyilin ortalarinda baslanildigina ve yapiminin ayni yüzyilin sonlarinda tamamlanildigina inanilir. Helenistik tapinagin yapimina, Büyük Iskender’in Perslere karsi elde ettigi zaferden sonra baslanilmistir. Ancak, kalintilardan bu Helenistik tapinagin yapiminin tamamlanmadigi anlasilmaktadir.
Sardes:Manisa ili, Salihli ilçesi, Sartmustafa beldesindedir.
image
Birinci Dünya Savasi öncesinde baslatilan Sardes kazilari, 1958 yilindan bu yana Harvard ve Cornell üniversiteleri ile Amerikan Dogu Bilimleri Arastirma Enstitüsünün ortak katilimlari ile araliksiz devam etmektedir.
Lydia Kralligi'nin baskenti olan Sardes kenti, M.Ö. 6. yüzyilda Perslerin Lydia Kralligi'na son vermelerinden sonra bir Pers satraplik merkezi hâline gelmistir. M.Ö. 334’de Iskender tarafindan alinan kent, M.Ö. 2. yüzyilda Bergama Kralligi, daha sonra da Roma Imparatorlugu yönetimine girdi. Helenistik ve Roma Döneminde de önemini koruyan, Bizans Döneminde önemli bir piskoposluk merkezi hâline gelen kent, Sart kasabasi ile adini günümüzde de yasatmaktadir.
Sardes’te bulunan yapilar arasinda en önemlisi, 3 degisik asamada yapilmis olan Artemis Tapinagi’dir. M.S. 150’li yillarda son seklini almis olan yapi, günümüze degin oldukça korunmus olarak gelmistir. Diger yapilar arasinda Sinagog (M.S. 3. yüzyil), Gymnasium (M.S. 3. yüzyil), Tiyatro, Kilise ve Hamamlar bulunmaktadir.
Myra:
Myra, Antalya'nin Kale (Demre) ilçe merkezinin hemen kuzeyinde konumlanmistir.
image
Aziz Nicholaos'in piskoposluk yaptigi ve bu nedenle tüm Orta Çag boyunca ününü sürdüren Myra önemli bir Lykia kenti olup ismi “Yüce Ana Tanriçasinin yeri” anlamina gelmektedir. Antik kaynaklarin M.Ö. 1. yüzyildan itibaren Myra'dan bahsetmelerine ragmen, kaya mezarlarindan ve bastiklari sikkelerden, sehrin en az M.Ö. 5. yüzyilda varoldugu anlasilmaktadir. Lykia Birligi'nin metropolisi olan Myra M.S. 2. yüzyilda büyük bir gelisme göstermis ve birçok yapi yapilmistir.
Tiyatronun yaslandigi yamaç üzerindeki akropolde fazla bir sey kalmamistir. Roma Devrinden kalma sehir surlarinda yer yer Helenistik Devirden kalma ve hatta M.Ö. 5. yüzyila ait olan duvar kalintilari bulunmaktadir. Tiyatronun yakininda sehre dogru giderken, yolun sonunda hamam veya bazilika olabilecek geç devir kalintilari görülmektedir. Myra'nin görkemli tiyatrosu oldukça saglam olarak günümüze kadar gelebilmistir. Arkasindaki dik dagin yamacinda kurulan tiyatronun caveasi büyük ölçüde kayalara oyulmustur. Tiyatro daha sonralari arena olarak da kullanilmis, bu nedenle bazi düzenlemeler yapilmistir. Kaya mezarlariyla ünlü Myra'da mezarlar hemen tiyatronun üzerinde ve dogu taraftaki nehir nekropolü denilen yerde olmak üzere iki yerde toplanmistir.
Phaselis: Phaselis Antalya’dan Finike’ye giden yolun 35. km’sinde yer alir.
image
1980'li yillardan itibaren Ankara Üniversitesi ve Antalya Müze Müdürlügü uzmanlarinca kazi ve onarim çalismalari yapilmistir.
Iskender'in ölümünden sonra kent, M.Ö. 309'dan 197'ye kadar Misir'daki Ptolemaioslar tarafindan yönetilmis, M.Ö. 190'dan 160 yilina kadar Rodoslularin egemenliginde kalmis, M.Ö. 160 yilindan sonra da Roma'nin egemenligi altinda Lykia Birligi'ne girmistir. M.Ö. 42 yilinda Brutus, sehri Roma'ya baglamistir. Bizans Çaginda ise Phaselis, Piskoposluk Merkezi olmustur.
Sehrin esas kalintilari askerî liman ile güney limani birbirine baglayan ana caddenin iki yaninda bulunmaktadir. 125 m uzunlukta 20-25 m genislikteki ana caddenin her iki yaninda üçer basamakla çikilan kaldirimlar bulunur. Cadde ortalarda bir meydan olusturduktan sonra güney limanina ulasir. Düzgün tasla dösenen bu caddenin altinda kanalizasyon ve drenaj sistemi vardir. Kentin yapilari arasinda Domitian Agorasi, Geç Agora, Hadrian Kapisi, Tiyatro, su kemerleri ve tapinak kalintilari bulunmaktadir.
Arykanda: Arykanda örenyeri Elmali - Finike karayolu üzerinde Finike'den 30 km uzakliktaki Arif Köyü'nün Aykiriçay Mahallesi yakinindadir.
image
Kentte 1971 yilindan bu yana Türk uzmanlar tarafindan kazi ve onarim çalismalari sürdürülmektedir.
Ele geçen eserlerden Arykanda'nin varligi, M.Ö. 5. yüzyila kadar çikabilmektedir. Yerli bir sehir ismi olan Arykanda'nin diger Lykia sehirleri gibi M.Ö. V. yüzyilda Pers egemenligi altinda oldugu, daha sonra M.Ö. 333'de Iskender'in, Ptolemaioslarin, ondan sonra da Seleukoslarin eline geçtigi görülmektedir. Arykanda M.Ö. 43’ten sonra Roma'ya baglanmistir. Bizans Dönemini de yasayan sehrin o dönemde adi Akalanda olmus, sehir M.S. 19. yüzyila kadar yasantisini sürdürebilmistir.
Arykanda harabeleri genis bir alana yayilmis olan Aykiriçay kaynagindan baslayarak Sahinkaya dibine kadar gelmekte, burada teraslar üzerinde yogunluk kazanmaktadir. Sahinkaya dibindeki bu teraslarin en üstünde, tek tarafli oturma yerine sahip normal ölçülerin yari büyüklügünde bir Stadion bulunmaktadir. Stadionun ortasinda bulunan ve bir merdivenle inilen asagi terasta Arykanda'nin çok iyi korunabilmis tiyatrosu vardir. Tiyatro ve Agoranin batisinda, yukari terasta, Bouleuterion kalintilari yer alir. Bouleterion ile Agora arasinda küçük hamam yikintilari ve çesme kalintisi bulunur. Agoranin asagisinda büyük bir hamamin kalintilari görülmektedir.
Pisidia Antiokheiasi (Yalvaç): Antiokheia'nin Isparta iline bagli Yalvaç ilçesinin yaklasik 1 km. kuzeyinde ve Sultan Daglari'nin güney yamaçlari boyunca uzanan verimli arazide kurulmus bir Pisidia kentidir.
image
Antiokheia'da son yillarda Yalvaç Müze Müdürlügü tarafindan kazi çalismalari sürdürülmektedir.
Antiokheia da Apollonia gibi bir Seleukos kolonisidir; fakat kesin kurulus tarihi bilinmemektedir. Antiokheia, M.S. 3. yüzyilin hemen sonunda kurulan genisletilmis Pisidia eyaletinin metropolisi olmustur. Kilise kayitlarindan anladigimiza göre, kent Bizans Devrinde de önemini korumustur.
Arazinin dogal durumundan azami yararlanarak Antiokheia'da izgara sehir plâninin ustaca uygulanmasi ilgi çekicidir. Antik kentin ayakta kalmis yapilari pek azdir. Bunlar genellikle temel kalintilari hâlindedir. Kentin iki ana meydani sehrin dogusunda ve odak merkezinde idi. Bunlardan birincisi Augustus Tapinagi önündeki ayni adla anilan meydan, ikincisi bu meydanin batisinda yer alan Tiberius alanidir. Bu iki meydan arasinda enlemesine yerlestirilen Propylon yer almaktadir. Diger üçüncü bir meydan ise, Nymphaeumun önünde bulunmaktadir. Kentin kuzeyinde, Roma Hamami-palaestra ve Nymphaeum yer alir. Dogudaki tepenin yamaçlarinda Augustus Tapinagi ve alani, Propylon, Tiberus alani; onun batisinda ise sütunlu cadde yer almaktadir. Sütunlu caddenin kuzeybatisinda Bouleuterion, bunun güneybatisinda ise Tiyatro bulunmaktadir. Tiyatronun kuzeyinde küçük kilise vardir. Sehrin batisinda Anadolu'nun en eski kiliselerinden birinin (St. Paul) kalintilari günümüze kadar ulasmistir.
Perge: Pamphylia’nin önde gelen sehirlerinden biri olan Perge, Antalya-Alanya yolu üzerinde, Antalya’ya 20 km. uzaklikta Kestros (Aksu) Nehri’nin 4 kilometre batisinda iki tepe arasindaki genis bir ovanin üzerinde kurulmustur.
image
Perge’de kazi ve onarim çalismalari Türk uzmanlar tarafindan 1946’dan beri sürdürülmektedir.
Strabo’ya göre, sehir Truva Savasi’ndan sonra Argos’tan gelen koloniciler tarafindan kurulmustur. Kent M.Ö. 333’te hiç direnmeden Iskender’e teslim olmus, Iskender’in ölümünden sonra, Seleucid egemenligi altina girmistir. Yaklasik olarak M.Ö. 133’te Pergamum Kralligi Roma’ya devredildiginde Perge, tam bagimsiz olmustur. Imparatorluk döneminin baslangicindan itibaren, M.S. 2.-3. yüzyillarda sehir Pamphylia’nin en görkemli sehirlerinden biri hâline gelmistir. Dördüncü yüzyilin ilk yarisinda, Büyük Konstantin (324 - 337) kralligi sirasinda, Hristiyanligin Roma Imparatorlugu’nun resmi dini olmasiyla birlikte, Perge, Hristiyanligin önemli merkezlerinden biri olmustur.
Antik kente giristeki ilk yapi, Kocabelen Tepesi’nin güney eteklerine insa edilmis tiyatrodur. Toplam 13.000 kisilik tiyatro 42 oturma sirasindan olusur. Tiyatrodan sehre giden asfalt yolun saginda eski çaglardan günümüze kalan en iyi korunmus stadyumlardan biri vardir (M.S. 2. yüzyil). Altinda yetmis tonozlu oda bulunan 34x334 metre ölçülerindeki bu büyük dikdörtgen yapi, kuzey ucunda at nali seklindedir ve 12.000 kisilik oturma kapasitesi vardir. Surlardan antik kente giriste Perge’nin en görkemli yapisi olan Helenistik giris kapisi yer alir. Tarihi M.Ö. 3. yüzyila uzanan ve arkasinda at nali seklinde bir avlu olan iki kuleden olusan bu kapi, çagin savunma stratejisine uygun olarak tasarlanmistir. 650 metrekarelik Agora, Helenistik giris kapisinin dogusunda yer alir. Kuzeyden güneye sehir merkezi boyunca, restorasyon çalismalari hâlen süren 250 m uzunlugunda sütunlu bir cadde, Akropolisin yakininda bulunan Demetrios-Apollonios Zafer Takinin altindan geçerek uzanmakta ve dogudan güneye inen bir baska cadde ile kesismektedir. Her iki kenarinda sütunlu portik ve dükkanlarin yer aldigi caddenin en ilgi çekici yani yolu ortadan bölen su kanallaridir. Ana yol, Akropolisin ayaginda M.S. 2. yüzyilda insa edilen bir baska Nymphaeumda (anit çesme) son bulur. Iki katli yapinin zengin cephe mimarîsi ve sayisiz heykelleri, yapiyi Perge’nin en dikkat çekici anitlarindan biri yapar.
Iasos:
Söke-Milas yolundan ayrilan 18 km.lik bir yolla ulasilan Kiyikislacik beldesindedir.
image
Italyan uzmanlar tarafindan 1960 yilindan bu yana kazi ve onarim çalismalari sürdürülmektedir.
Argos'tan gelen koloniciler tarafindan kuruldugu söylenir. Kent tanrilari Apollo ve Artemis’tir. Helenistik dönemde önem kazanmistir.
Denize dogru uzayan bir yarimadanin berzahinda ve üzerinde kurulmus olan Iasos'un yapilari arasinda oldukça iyi korunmus durumdaki Tiyatro, Bazilika, Roma Agorasi, Bouleuterion, Artemis ve Imparator Commodus'a ithaf edilen Stoa (M.S. 2. yüzyil), Demeter ve Kore kutsal alani, çesitli dönemlerden kalan kale ve sur duvarlari, Gymnasion, su yollari ve kentin konut dokusuna iliskin kalintilar yer alir.
Aspendos: Antalya-Alanya arasinda, Antalya’ya 45 km. uzaklikta Köprüçay (Eurymedon) Nehri’nin yaninda kurulmus olan Aspendos, tiyatrosuyla dünyaca taninmaktadir.
image
Sehrin Truva Savasi’ndan sonra Pamphylia’ya gelen Argive kolonicileri tarafindan kuruldugu söylenir. Aspendos eski çaglarda politik bir güç olarak önemli rol oynamamistir ve kolonilesme döneminden sonra bir süre Likya egemenligi altinda kalmistir. Büyük Iskender Perge’yi ele geçirdikten sonra M.Ö. 333’te Aspendos’a girmis, Iskender’in ölümünden M.Ö. 133’e kadar Pergamum Kralligi’nin eline geçmistir. Aspendos diger Pamphylia sehirleri gibi en parlak dönemine M.S. 2.-3. yüzyillarda ulasmis ve yapilarin büyük bölümü bu çagda yapilmistir. 13. yüzyilin basindan itibaren, Aspendos, Selçuklu Türklerinin yerlesimlerinin izlerini tasimaya baslar. Özellikle I. Alaeddin Keykubat’in hükümdarligi sirasinda tiyatro, Selçuklu tarzinda zarif çinilerle süslenmis ve saray olarak kullanilmistir.
Kente gelen yolun sonunda en görkemli ve en eksiksiz Roma tiyatrosu örnegi ile karsilasilir (M.S. 2. yüzyil). Caeva yarim daire seklindedir ve genis bir diazoma ile ikiye bölünmüstür. Yukarda 21, asagida 20 oturma sirasi vardir. Tiyatronun 10.000 - 12.000 kisilik oturma kapasitesine sahip oldugu söylenebilir. Son yillarda düzenlenen etkinliklerde tiyatroya 20.000 seyircinin alinabildigi görülmüstür. Aspendos’un baslica diger kalintilari tiyatronun batisinda yeralan Akropolisin yukarisindadir. Tiyatronun yanindan baslayan bir patikadan ulasilan Akropoliste karsilasilan ilk yapi, 27x105 metre ölçülerindeki Bazilikadir. Bazilikanin güneyinde agora vardir. Agoranin kuzeyinde, bugün sadece ön duvari ayakta duran Nymphaeum ve onun arkasinda bir Bouleterion ya da Odeon olarak kullanilan bir yapi daha bulunmaktadir. Aspendos’un gözden kaçirilmamasi gereken bir diger kalintisi da su kemerleridir. Su, kaynagindan 15 metre yüksekligindeki kemerlerin üzerinde, oyulmus tas bloklardan olusan bir kanal araciligiyla sehre getirilirdi.
Anavarza: Roma Imparatorlugu döneminde Caesarea ad Anabarsum olarak anilan yer, Adana Ili Kozan Ilçesi'nin 28 km. güneyindedir. Antik sehir duvarlarinin hemen disina kurulmus küçük köyün ismi Dilekkaya’dir.
image
Kentin Roma Imparatorluk Devri öncesi tarihi hakkinda hemen hemen hiçbir bilgimiz yoktur. Anavarza Roma Imparatorluk Devrinin ilk iki yüzyili boyunca büyük bir varlik göstermemistir. M.S. 204-205 yillarinda Kilikya, Isauria ve Likaonia eyaletlerinin metropolisi olmustur. 525 yilindaki büyük depremden zarar gören kent Imparator Iustinianus tarafindan onartilarak Iustiniopolis adini almistir.
Anavarza’ da; 1500 metre uzunlugunda 20 burçlu sur, dört giris, sütunlu yol, hamam ve kilise kalintisi vardir. Sur disindaki tiyatro ve stadyum, su yollari, kaya mezarlari; kentin batisindaki nekropolleri yararak açilmis olan antik yol; korunmus havuzlu mozaikler (M.S. 3. yy.a ait deniz tanriçasi Thetis mozaigi), Adana bölgesinde tek örnek olan 3 girisli zafer taki ve ovanin ortasinda bir ada gibi yükselen tepe üzerindeki Orta Çag kalesi önemli eserlerdir. Kuzey-güney sütunlu cadde üç gözlü takla baslar. Anavarza'nin geçmiste karsilastigi birçok deprem yüzünden, zafer taki ancak kismen günümüze gelebilmistir.
Anavarza’da hâlen bir kazi ve onarim çalismasi yapilmamaktadir.
Side: Eski Pamphylia’nin en genis limani olan Side, Antalya-Alanya yolunun 70. km’sinde denize dogru kuzey-güney yönünde uzanan küçük bir yarim adanin üzerinde kurulmustur.
image
Side, 1947’den beri Türk uzmanlar tarafindan kazilmistir. Halen kazi yapilmamakta, ancak, sütunlu cadde, büyük hamam, liman hamami ve tiyatroda onarim çalismalari sürdürülmektedir.
Bati Anadolu’daki Aeolia’da bulunan Kyme’den göçenler tarafindan kurulmustur. Büyük olasilikla, bu kolonilesme M.Ö. 7. yüzyilda olmustur. Side, karada ve deniz tarafinda güçlü surlara sahip olmasina ragmen M.S. 333’te herhangi bir savasa girmeden Büyük Iskender’e teslim oldu. Iskender’in ölümünden sonra, uzunca bir süre Ptolemaic ve Seleucid Imparatorluklarinin egemenligi altinda kalmistir. Roma yönetiminde, özellikle ikinci ve üçüncü yüzyillarda bölge valisinin ve idarî personelinin merkezî bir metropol hâline gelen Side, ikinci bir altin çag yasamistir.
Karadan ve denizden gelen tehlikelere karsi korunmak için Side, dört taraftan yüksek surlarla çevrilmistir. Deniz surlari oldukça degisiklige ugramistir. Buna karsin kara surlari ve bu surlarin kulelerinin tümü ayaktadir. Sütunlu ana cadde kuzeydogu kapisindan baslar ve neredeyse tamamen düz bir çizgi halinde yarimadanin bati ucu boyunca uzanir. Bugün büyük bir bölümü modern yerlesmenin altinda kalan bu cadde boyunca sehrin baslica resmi binalari ve meydanlari yer alir. Sehir surlarinin disinda Nymphaeum, ana caddenin kenarinda ise Agora yer alir. Agoranin güneybati kösesindeki kubbeli yapi, sehrin latrinasi olarak hizmet vermistir. Bu agora; güney kenari boyunca uzanan bir cadde ile ikinci agoraya, devlet agorasina baglanir. Günümüzde müze olarak kullanilan agoranin hamami M.S. 5. yüzyila ait bes mekânli bir Bizans yapisidir. Tiyatro, plâni ve yapi tipi ile Anadolu’da mevcut bulunan tek örnektir. M.S. 2. yüzyilda Helenistik temeller üzerine insa edilmistir. 16-17 bin kisilik kapasiteye sahip olan bu tiyatro Pamphylia bölgesinin en büyük tiyatrosudur. Side’de bulunan Apollon ve Athena tapinaklari, M.S. 2. yüzyilin ortalarinda yapilmistir. M.S. 5. yüzyilda bu tapinaklarin önünde genis bir bazilika insa edilmis ve tapinaklar bazilikanin atriumunun (avlusunun) içine alinmistir. Apollo Tapinagi’nin restorasyon çalismalari tamamlanmistir. M.S. 3. yüzyilda yapilan Büyük Hamam ve Liman Hamami, bugünkü yeni dokunun arasinda kalmistir.
Side’de sehir surlarinin disinda nekropol alanlari yer alir. Nekropollerde, kare basit oyuklar, lâhitler ya da yapi niteliginde bir çok mezar yapisi görülebilir.
Pergamon: Izmir ili, Bergama ilçe merkezindedir.
image
1878-1886 yillarinda Carl Humann baskanliginda ilk kazi çalismalari yapilmis, 1900- 1913 yillarinda W. Dörpfeld ve H. Hepding, 1927-1936 yillarinda Theodor Wiegand çalismalari sürdürmüstür. 1957 yilindan bu yana Alman uzmanlar tarafindan kazi, onarim ve çevre düzenleme çalismalari devam ettirilmektedir.
M.Ö. 6. yüzyildan beri varligi bilinen Pergamon M.Ö. 3. ve 2. yüzyillarda Helenistik Dönemin özellikle kültürel bakimdan en parlak merkezlerinden biri oldu. M.Ö. 133'de Pergamon Kralligi sona erdi ve kent Roma hakimiyetine girdi. Kent Bizans döneminde de önemini yitirmedi ve yeni bir duvarla çevrildi. 14. yüzyilda Türk topraklarina katildi.
Pergamon bir tepe üzerinde konumlanmis Akropol ve Orta sehirle, Selinus Çayi’nin batisinda ve güneyinde konumlanmis Roma Dönemi Stadiumu, Amfitiyatrosu ve Tiyatrosu ile Serapis Tapinagi’ndan olusmustur. Akropolde Heroon (M.Ö. 2. yüzyil), Athena Kutsal Alani, Athena Tapinagi (M.Ö. 2. yüzyil), Attalos I ve Eumenes II'nin saraylari, M.S. 2. yüzyilda insa edilmis ve günümüzde kismen onarilmis olan Trajaneum, Tiyatro (M.Ö. 3. yüzyil), Dionysus Tapinagi, Zeus Altari, Agora (M.Ö. 3. yüzyil) bulunur. Orta sehirde ise Hera Tapinagi ve Kutsal Alani, Demeter Kutsal Alani, Üst Gymnasion ve Alt Gymnasion gibi yapilar yer almaktadir.
Aizanoi: Kütahya sehir merkezine 57 km. uzaklikta Çavdarhisar ilçesindedir.
image
Aizanoi 1824 yilinda Avrupali gezginlerce yeniden kesfedilmis ve 1830/40'li yillarda incelenmis ve tanimlanmistir. 1926 yilinda M. Schede ve D. Krecker baskanliginda Alman Arkeoloji Enstitüsünün kazilari baslamistir. 1970’te tekrar baslayan çalismalar hâlen sürdürülmektedir.
Antik dönemde Penkalas denilen Kocaçay'in her iki yakasinda, Aizanoi'den günümüze kalan yapi kalintilarinin büyük bir kismi Roma Imparatorluk Dönemi eserleridir. Antik dönemde iki yakayi birbirine baglayan dört köprüden ikisi bugün bile geçise hizmet etmektedir. Zeus Tapinagi’nin yapimina M.S. 2. yüzyilin 2. çeyreginde baslanmistir. Yapinin altindaki alt yapinin daha önceki arastirmalarda Aizanoi'de Meter Steunene adiyla tapinilan Anadolu'nun Tanriça Kybele'sinin kült yeri oldugu düsünülmektedir. Agora (M.S. 2. yüzyil), önünde sütunlu avlusu ve zengin süslemeleri bulunan bir hamam (M.S. 2. yüzyil) diger yapilar arasinda yer almaktadir. Aizanoi'deki Stadion-tiyatro kombinasyonunun benzeri yoktur. Sehrin ne kadar büyük oldugu, onu çevreleyen Nekropollerin büyüklügünden anlasilmaktadir. Nekropollerde çok çesitli mezar tipleri görülmektedir; çok sayida lâhitler, Frigya ve Aizanoi bölgesi için tipik olan kapi biçimli mezar taslari bunlar arasindadir (M.S. 2. yüzyil).
Lagina:
Mugla ili, Yatagan ilçesi, Turgut beldesindedir.
image
1990'li yillardan itibaren Konya, Selçuk Üniversitesi uzmanlari tarafindan kazi ve onarim etkinlikleri sürdürülmektedir.
Son yapilan arastirmalar Eski Tunç Çagindan (M.Ö. 3000) günümüze kadar kesintisiz bir iskân bulundugunu göstermektedir. Seleukos Krallari büyük imar çalismalari ile Lagina Kutsal Alanini dini merkez ve buraya 11 km. uzaklikta bulunan Stratonikea Kentini bölgenin siyasî merkezi yapmislardir.
Lagina Kutsal Alaninda Proplylon (Anitsal Giris Kapisi), bu kapiya baglanan kutsal yol, Altar, Peribolos (kutsal alani çevreleyen duvar), Dorik Stoalar ve Hekate Tapinagi vardir.
Çatalhöyük: Çatalhöyük, Konya'nin Çumra ilçesi sinirlarinda olup, ilçenin 10 km. dogusunda yer almaktadir.
image
Çatalhöyük 1958 yilinda J. Mellaart tarafindan kesfedilmis, 1961-1963 ve 1965 yillarinda kazisi yapilmistir. Çatalhöyük'te 1996 yilina kadar kazi yapilmamis; bu yildan itibaren Ingiliz Arkeoloji Enstitüsü tarafindan Ian Hodder baskanliginda kazilara devam edilmistir.
Yüksek tepenin bati yamacinda yapilan arastirmalar neticesinde, 13 yapi kati açiga çikarilmistir. En erken yerlesim kati ise M.Ö. 5500 yillarina tarihlenmektedir. Çatalhöyük'teki yerlesimin, yani sehirciligin en iyi bilinen dönemi 7. ve 11. katlardadir. Evlerin duvarlari birbirine bitisiktir; bu nedenle sehirde sokaklar mevcut degildir. Çatalhöyük'te duvar resimleri en erken 10. en geç 11. tabakada bulunmustur. En güzel ve gelismisleri ise 7. ve 5. tabakalara aittir. Bu resimler paleolitik insanin magara duvarlarina yaptigi resimlerin bir gelenek olarak devamidir ve inanç olarak avin bereketi için yapilmislardir. Çatalhöyük kazisinda ele geçen heykelcikler bize ana tanriça kültürünün (tapinma) baslangici ve zamanin inançlari hakkinda özgün bilgiler vermektedir. Pismis toprak ve tastan yapilmis bu heykelcikler 5 ila 15 cm. arasinda degisen büyüklüktedir.
Aphrodisias: Aydin ili, Karacasu ilçesi sinirlari içerisinde ve Geyre Köyü yakininda bulunmaktadir.
image
Ilk kazilar 1904-5 yillarinda Fransiz uzmanlar tarafindan yapildi. 1937 yilinda Italyan uzmanlar tarafindan gerçeklestirilen kisa süreli bir kazidan sonra 1961 yilindan bu yana önce Kenan Erim, onun ölümünden sonra ise Amerikali uzmanlar tarafindan kazi ve onarim çalismalari sürdürülmektedir.
Aphrodisisas'in adi M.Ö. 2. yüzyildan itibaren çesitli belge ve olaylarda geçmektedir. Kent M.S. 1. yüzyil'da gerek din gerekse sanat alaninda önemli bir konuma geldi. Hristiyanligin yayilmasina karsin, olasilikla Afrodit kültünün çok popüler olmasi nedeniyle, pagan kültürünün uzun süre devam etmesini sagladi.
Kent, Geç Roma çaginda insa edilen 3,5 km. uzunlugunda olan surlarla çevrilidir. Önemli yapilar arasinda 10.000 kisilik kapasitesi olan Tiyatro (M.S. 2. yüzyil), Tiyatro Hamamlari, 30.000 kisilik kapasitesi olan Stadion, Tetrapylon (M.S. 2. yüzyil), 5. yüzyildan sonra Bazilikaya çevrilen Afrodit Tapinagi, 1700 kisilik kapasitesi olan Odeon, Agora ve bir kutsal alan olan Sebasteion bulunmaktadir. Aphrodisias bu yapilarin yani sira eski çaglarin en önemli heykeltiraslik okulu olarak da bilinmektedir. Bugüne degin sürdürülen kazilarda çok sayida yapit ortaya çikmistir.
Göbeklitepe
Dinler tarihini etkileyen ve bilinen ilk ibadet merkezi olarak kabul edilen Göbeklitepe, Şanlıurfa’ya bağlı Örencik Köyü yakınlarında yer alıyor. Şanlıurfa merkeze yaklaşık 20 km uzaklıkta olan tapınak, şehrin kuzeydoğusunda bulunuyor. Taksi ya da minibüslerle ulaşımı mümkün olan tarihi mekana ziyaretçiler büyük ilgi gösteriyor. Resmi tatiller gibi bazı dönemlerde yoğunluk yaşanabileceği için buraya seyahatinizi önceden planlamanızda fayda var.
image
  • ‌MÖ 10.000 yılına kadar uzanan bir yapıyı gözler önüne seren ‌‌Göbeklitepe, tarihteki en eski ve en büyük ibadet merkezi olarak kabul ediliyor. Keşfedildiği tarihten itibaren hem yerli hem de yabancı arkeologların büyük ilgi gösterdiği ‌‌Göbeklitepe, geçmiş tarihin tüm gizemli gerçeklerini bir bir ortaya çıkarıyor.
Göbeklitepe, bir yandan insanlık tarihi hakkında yapılan tüm araştırmaların ve bilinen gerçeklerin tekrar sorgulanmasını sağlarken diğer yandan ise yerleşik tarih anlayışını ve dinler tarihinin tekrar yazılması gerektiğini ortaya koyuyor. İşte, inşa edildikten yaklaşık 1000 yıl sonra insanlar tarafından üstleri örtülerek kapatılan tapınakların sır dolu hikayesi…
Göbeklitepe Hikayesi Nedir?
Alman arkeolog Klaus Schmidt'in öncülüğünde başlanan kazı çalışmaları sonucunda ortaya çıkarılan Göbeklitepe’nin Mısır piramitlerinden 7.500 yıl önce inşa edildiği düşünülüyor. Yerleşik hayata dair simgelere ve buğdayın ilk izlerine rastlanan kalıntılar üzerindeki diğer işaretler ise o dönem hakkında önemli bilgileri ortaya koyuyor. Kazılar sırasında tespit edilen simgeler, çizimler, taşlar, heykeller ve üç boyutlu oymalar, dünyaca ünlü birçok arkeoloğun dikkatini çekmeye başarıyor. Çok uzun yıllar süren kazı çalışmalarında yaşanan her gelişme ve bulunan her yeni sembol hem dünya arkeoloji dünyasında hem de bilim dergilerinde oldukça büyük yankı uyandırıyor.
Göbeklitepe Nasıl Keşfedildi?
1983 yılında tarlasını süren bir çiftçinin toprak altında bulduğu oymalı taşı yetkililere bildirmesi sonucu dikkat çeken bölge, o dönem çok fazla önemsenmediği için bulunan bulguların değeri çok sonraları anlaşılıyor. 1995 yılında Şanlıurfa Müze Müdürlüğü tarafından başlatılan kazı çalışmaları, ilk başlarda sıradan kazılar gibi algılansa da zamanla tespit edilen önemli bulgular, insanlık tarihi hakkında bilinenleri değiştirmeye yetiyor.
Neolitik dönemde inşa edildiği düşünülen Göbeklitepe tapınağında yer alan eserlerin geniş bir alana yayılması ve çok iyi bir şekilde korunması sayesinde, bulunan taşlardaki kabartılar halen anlaşılır bir şekilde görülebiliyor. Mezopotamya diye adlandırılan bölge, tarih boyunca birçok uygarlığın doğuşuna ve çöküşüne şahitlik ettiği için kritik ve önemli bir nokta olarak kabul ediliyor.
Göbeklitepe’nin Gizemi Nedir?
Üst üste dizilmiş taşlardan ve dev sütunlardan oluşan Göbeklitepe, dini amaçlı yapılmış toplam 20 adet “T” biçimindeki sütundan oluşuyor. Boyları 3-6 metre arasında değişen bu sütunların üzerinde insan ve hayvan figürleri bulunuyor.
Tarihin bilinen en eski tapınaklarından biri olan Göbeklitepe, avcı-toplayıcı toplumların yaşamlarının ne kadar eski tarihlere dayandığını ispatlar nitelikte. Ancak, o dönemde el arabası ve diğer inşaat malzemelerinin olmadığı düşünüldüğünde bu kadar büyük bir yapının inşa edilme süreci ise hala gizemini koruyor. Ortaya çıkarılan taş sütunların üzerlerinde hayvan figürlerinin bulunması, tapınağın yapımı sırasında hayvanların gücünden yararlanıldığı varsayılıyor.

Orly Uçak Hangarı , Fransa

  Mühendis : Eugene Freyssinet Yapım yılı : 1916-1923  1923 yılında tamamlanan 85m açıklıkta , 300 m uzunlukta ve 56 m yükseklikteki bu bet...